Kumru Kuşu Hikayesi


Doğu Ekspresi (Bölüm 1)



Kimi insanlar konuşmaktan korkarlar, kimileri korktuklarından konuşurlar kimileri de konuşmazlar. Konuşmadan yaşayan insanlar yalnızlığa mahkum olmuş gibidirler. Yaşlı bir buda rahibinin söylediğine göre susmak en büyük konuşmakmış! Yanılıyor! Insan hayal ettiği kadar vardır dünyada. Düşündüğü kadarını yaşar hayatın. Konuşur konuşmaz, pek fark etmez lakin bifiil farkına varmak zorundadır  yaşadığının. 


Ağlamak, küçük bir direniştir dünyaya, gülmekse en büyük devrim! Küllerinden yeniden varolmak yerine hayallarinle sonsuza dek yaşamalısın. Buraya gelmemizin amacı da bu değil midir? Hayat için, yaklaşık yetmiş yıl uzun bir süre fakat sonsuzluk çok daha uzun! 

İki gün oldu yola çıkalı. Şehirlerin asfalt ve baca dumanı kokularından kurtulamadı daha Doğu Ekspresi. Yolculuğa çıkmaya son anda karar verdi Kumru Kuşu. Bu sebepten en son vagonda yer bulabildi kendine. Şehrin bitmeyen kavgasından yorulmuştu, gürültü, onun aciz bir insan olduğunu kanıtlarcasına günden güne çoğalarak artıyordu. Nemeret kokular sarıyordu burnunu. Gölgesi kaybolmuş insanlar gibi yok olup gitmekten korkuyordu. Kısa saçlıydı, gözlerinin üzerinde cennetin pencerelerini anımasatan bir gözlük vardı. Şehrin en ortasındaydı evi. Kargaşa içerisindeydi hayatı. Yorgunluk baş gösterdi. Bedeni ruhuna ağır geliyordu. Bir nevi kaçmaktı bu yaptığı. Insanlardan, şehirlerden, kalabalıkta yalnızlıktan ve kendinden! Yılın son treni olan Doğu Ekspresine yetişmişti neyse ki. 


Doğu Ekspresi Avrupanın en başından başlayıp Rusyanın çamurlu ovalarına kadar uzanan bir yolu takip ediyordu. Nereye vardığının bir önemi yok. Kumru Kuşunun amacı, herşeyden önce kendinin farkına varabilmekti. Bunun içinde herşeye yeniden başlaması gerekti. Iki hafta önce görmüştü kargaşayı, trafik ışıklarında karşıya geçmeyi beklerken. Yine olağan bir gündü, insanlar telaşla işlerine gidiyorlar, arabalar birbirine kornalar çalıyorlar, dükkan sahipleri gürültüyle kepenklerini kaldırıyorlar, küflü kepenkler. Kumru Kuşuda işine gidiyordu. Biraz daha hızlı olmalıydı yoksa geç kalacaktı. İş yerine giden güzergahta son trafik ışığındaydı, acilen geçmeli karşıya. Ancak gözü, ışıkların tam ortasında çimin üzerinde oturan genç çocuğa takıldı. Kalabalığın ortasında keman çalıp kitap okuyordu. Bu şehirde pek sık rastlanan bir olay değildi bu! Işıklar dört beş kez yanıp söndü. İşe kesin geç kaldı. Ancak işe gitmesi gerektiğini düşünemiyordu, dalıp gitmişti çocuğa. Krem rengi boyalı panjur kaplı iş yerine baktı, saatine baktı.. tekrar iş yerine.. saate.. tekrar ve tekrar! Koşmaya başladı çocuğa doğru, arabalara ve kulak patlatan kornalarına aldırış etmeden koşuyordu. Beyaza bürünmüştü dünya. Tüm sesler yok oldular. Çocuğun yanına vardı. Soluk soluğa kalmıştı. Oturdu çocuğun yanına. Kemanın bitmesini bekledi. Çocuk kemanı bıraktı sonunda. Kumru kuşu kendisiyle konuşmasını bekliyordu çocuğun. Öyle olmadı. Çocuk kemanı bıraktıktan hemen sonra kitabı okumaya koyuldu. Bu tavır Kumru Kuşunu kızdırmış olsa da onunla konuşmak istiyordu.


Kumru Kuşu: Merhaba, benim adım...

Çocuk: Lütfen bekle biraz, bu bölümü okumam gerekiyor.


Kumru Kuşu daha da kızdı üstelik fazlasıyla geç kalmıştı işine. Yine de biraz beklemeye karar verdi. Heyecanlandı ve uzun süredir böyle ilgi çekici bir durumla karşılaşmadı. Yaklaşık on dakika kadar bekledi. Tam kalkacaktı ki sanki çocuk bunu hissetti ve konuşmaya başladı.


Çocuk: Kumru Kuşu. Adın bu olmalı. Gerçek sandığın ismini öğrenmek istemiyorum.

Kumru Kuşu: Ne demek istediğini anlamadım!

Çocuk: Arabaların arasında koşarken nasıl ürkek ve düşünceli olduğunu gördüm, Kumru Kuşu gibi.

Kumru Kuşu: Kalabalığın arasında beni mi gördün?

Çocuk: Uzun zamandır herkesi ve herşeyi şeyi görüyorum. 


Kumru Kuşu ilk başta çocuğun deli olduğunu düşündü ancak bakışları hiç öyle söylemiyordu.


Kumru Kuşu: Nasıl yani?

Çocuk: Büyük olayların altında ezilen küçük ayrıntıları izliyorum sadece. Düşünceli bakışları, kuşların izledikleri yolları, rüzgarın ve bisikletlerin sesini, kaldırımın kenarından akıp giden çamurlu hayatları.. en güzelide trafik ışıklarında karşıya geçmeden ezilmeye mahkum kılınan ruhları.

Kumru Kuşu: Enteresan ve çok hoş, seninle arkadaş olmalıyız.

Çocuk: Merhaba, Darwin ben, Charles Darwin.

Kumru Kuşu: Kumru Kuşu bende, memnun oldum.


Sıra dışı bir arkadaşlık. Kumru kuşuna fayda sağlayacağı kesin. Bu tanışmadan iki hafta sonra ki Kumru Kuşunun çıktığı yolculuğu beraber planlamışlardı aslında. Tanıştıktan hemen sonra Kumru Kuşu işinden istifa etti. Bir hafta boyunca Darwin ile birlikte sokaklarda yaşadılar. Kumru Kuşu da Darwin gibi herşeyin farkına varmak istiyordu. Tanıştıklarının beşinci günü yolculuğu planladılar, planda hesaplanmayan bir şey vardı. Darwin'in ölümü. Yedinci gün Darwin ilik kanserinden öldü. Kumru Kuşu bu zamansız ölümden dolayı kahroldu. Ölümden altı gün sonra geride bıraktığı yorucu, sıkıcı ve kalabalık hayata geri dönecekti ki planladıkları yolculuğu hatırladı. Neyse ki Doğu Ekspresinde son vagonda da olsa bir yer vardı. 


Yolculuğu başladı.




Her Şeyi Görüyorum ( Bölüm 2 )



Bir şeylerin kendiliğinden yok olması sıkça karşılaşacağımız fakat sıkça da farkedemeyeceğimiz bir durumdur. İnsan doğası gereği mutlu olduğu zamanları nasıl uzatabileceğini aramıştır yıllarca. Bu arayış çoğu zaman yarıda kalır. Ve devamında bu arayıştan bağımsızca, farkına varmadan kendine ait olanları kaybetme tehlikesiyle karşılaşır. Çoğu insan çoğu zaman kendinden olanı yitirir. Bolca kişiden duyduğumuz bir cümle vardır, ayrıca bunalımdan kurtulma isteği olarakta bir çözümdür bu cümle: 'Keşke hep çocuk kalsam!' Fakat bu cümlenin gerçekçi ve ya gerçekleştirilemez olduğunu çoğu zaman kendimize kabul ettiririz. Bunun nedeniyse, sorumluluklar ve sorunlardır. Hayatın içerisine ne denli kaynaştırıldığımızın farkında olamıyoruz çünkü korkularımız, endişelerimiz her şeyin önüne geçer oluyor, yaş büyüyüp, masraf arttıkça. 

Bir şeyler kendiliğinden yok olur. Bugün yaşadığımız duygu, iki gece önce gördüğümüz rüya, en son denizi izlerken hissettiklerimiz, çocukluk hayallerimiz. Her şey azalarak eksiliyor hayatımızdan. İnsan büyüdükçe evrimleşiyor. Kargaşa, yoğunluk ve zorundalıklarımız evrimleştiriyor bizi. Olması gereken ve yaşanılması gereken hayat buymuş gibi gelse de, gerçek bu değil.

Charles Darwin'in torunu tamda bu konular üzerine çalışma yapıyordu ölümünde önce. İnsanlar negatif yönde evrimleşebiliyorlarsa, tersi de bir şekilde olabilmeliydi. Dede Darwin evrimleşmeyi fiziksel olarak açıkladı bizlere. Evrim olayının kökeni 'bir' den başlayarak, ortamların fiziksel şartlarına göre 'bir' in değişimini açıklamaya çalışır. Örneğin suda yaşayan canlılar, suyun yoğunluğuna, sıcaklığına ve basıncına göre farklı şekiller almışlar ve farklı beslenme tarzları oluşmuştur. Torun Darwin'in üzerine çalıştığı olay tamamen insanı kapsar. İnsanın ruhsal evrimini bize anlatmaya çalışır. Torun Darwin 'bir' i yeni doğan bebek olarak ele almıştır. Ve değişimini gözlemlemiştir. Vardığı sonuç bir hayli canını sıkmıştır. Çünkü insan nerede yaşarsa yaşasın, her ne yaparsa yapsın, sürekli mutsuz olmayı beceren tek canlıdır. Darwin bu mutsuzluğun sebebi olarak yine insanı gördüğü gibi bu mutsuzluğa mutlak çare de insanın kendisidir. İnsanlar her şeyi, her faturayı hatırlıyorlar. Fakat mutlu olmayı çoğu zaman unutuyorlar. İnsanlar kendiliğinden yok olan şeyleri fark ettiklerinde mutlu olmayı yeniden hatırlayacaklar. Bir şeyler kendiliğinden yok olmaya başladığında, insan çocuk olmaktan çıkıyor demektir. Aslında mutlu olmanın yöntemi çok basit, insanlar çocukluklarına geri dönmeli. İşte Darwin tam da bunun için harcadı tüm yaşamını. İnsanları evrimleştirmeye çabaladı. Yani bizi mutlu etmek istedi. 

Milyonlara ulaştığı bir internet sitesine sahip. Fakat üyelerin hiçbirisi Darwin'in kim olduğunu bilmiyor. Sanırım site işe yaradı. Darwin çevresine topladığı kişilerden olumlu sonuçlar alıyor ve onların mutlu olduklarını görüyordu. Darwin öleceğini biliyordu. Bu yarattığı ortamın sonlanmasını istemiyordu. Kendi yerine birilerini ararken karşılaşmıştı Kumru Kuşu'yla. 

Ölmeden önce son kez yazı yazmıştı siteye:


''Bugün yarın öleceğim, bunu biliyorum. Az kaldı. Fakat az da olsa, sizlerin bir şeylerin farkına varmanızı sağladığım için mutluyum. Dedem Darwin fiziksel olarak evrimi anlatmaya çalıştı. Bense ruhen evrimi anlattım ve bunun imkansız bir teoriden ibaret olmadığını gözlerimle gördüm. Evet, ben Charles Darwin, torun Darwin. Son olarak birinden bahsetmek istiyorum size. Kumru Kuşu. Umarım onunla tanışırsınız!


          Ölüyorum..

                ..her şeyi görüyorum! ''



Makul ya da Değil!  ( Bölüm 3 )


Dans komedyası kitabı, hayatın danstan ibaret olduğunu söyler tıpkı bir matemetik profesörünün, tüm her şeyi sayılarla açıklamaya çalıştığı gibidir bu durum. Fakat kimse bir ressam gibi ya da 

image9